** MALİYETİ AZALTMAK İÇİN KESİF YEM MİKTARINI AZALTMANIN NEDEN OLACAĞI NEGATİF ETKİLER

Maliyeti azaltmak İçin Kesif Yem Miktarını Azaltmanın Neden Olacağı Negatif Etkiler

Dünyada süt sığırcılığının geliştirilmesi adına hayvan başına düşen verimi arttırmak için çeşitli ıslah çalışmaları yapılmaktadır. Ancak elde edilen genetik materyalden maksimum düzeyde verimi almak yine bizim elimizdedir. Çünkü elimizdeki genetik materyal ne kadar iyi olursa olsun, sürümüzün verimine uygun bir besleme programı uygulamadığımız sürece bu hayvanlardan yüksek verim beklememiz mümkün değildir. O halde ilk önce hayvan beslemenin temel ilkelerini yerine getirmeli ve gerekli bakım koşullarını sağlamalıyız. Burada daha çok hayvan beslemenin temel ilkelerinin ışığı altında artan maliyetleri azaltmak için ilk olarak TMR da yapılan değişikliklerin sürümüzün geleceğindeki negatif etkilerinden bahsedeceğiz.

Sürümüzün geleceği temelde iyi bir TMR uygulamasının sağlanmasına bağlıdır. İyi bir TMR uygulamasının temel basamağı ise kuru madde ihtiyacını belirlemektir. Kuru madde ihtiyacı ((Canlı Ağırlık X % 2) + (Süt Verimi / 4)) + %10 formülüyle basit bir şekilde hesaplanabilir. Her % 0,1 yağ için 0,2 kg kuru madde ilave edilir. Normal koşullarda kuru madde ihtiyacının % 50 si kaba yemden, % 50 si kesif yemden gelmelidir. Ancak bu oranın belirlenmesinde NDF (Hemiselüloz + Selüloz + Lignin) belirleyici faktördür.

Aşağıdaki grafikte NDF ile kuru madde alımı arasındaki ilişki verilmiştir. NDF değeri 35-40 arasındayken kuru madde alımı maksimuma ulaşmaktadır. NDF oranımız kuru madde de yaklaşık minimum 35 olmalı ve bunun % 75’i kaba yemden gelmelidir. NDF 35 in altına düştükçe rumen pH sı düşmeye başlar ve bu durum başta asidoz olmak üzere birçok metabolik rahatsızlıklara neden olur.

 

Sürümüzün kuru madde ihtiyacını belirledikten sonra, içeriğindeki enerji, protein ve selüloz dengesini sağlamalıyız. Şimdi birazda bu dengeden bahsedelim.

İşkembedeki yararlı bakterilerin düzgün çalışabilmesi için ilk şart işkembenin pH sının uygun olmasıdır. İşkembe pH sı 6,1-6,25 aralığında olmalıdır. Ph dengesinin sağlanmasında nişasta ve selülozu parçalayan bakteriler belirleyicidir. Selülolitik bakteriler ph 6’ nın altında çalışamazlar. TMR da yeterli selüloz mevcutsa ve selülotik bakterileri olumsuz etkileyen bir durum söz konusu değilse, (Yani kaba ve kesif yem oranı dengeliyse) bu bakteriler rumen pH sını 6’dan yukarı çekerler. Nişastayı parçalayan bakteriler ise işkembe ph’sını hızla aşağı çekmektedirler. Bu bakımdan sağlıklı bir işkembe için TMR daki selüloz ve nişasta oranı çok önemlidir. Diğer taraftan proteolitik bakterilerin pH yı yükseltme, yağ parçalayanların ise düşürme etkisi vardır.

Uyguladığımız TMR ın sadece işkembe ph sını dengeli tutması yeterli değildir. TMR ile verdiğimiz besin maddelerinin miktarının yanı sıra kalitesi de önemlidir. Örneğin sadece miktarı göz önünde bulundurularak verilen protein çözülebilir protein fazlalığı nedeniyle kanda amonyak seviyesinin artmasına bu da döl tutmada problemlere yol açar.

TMR uygulamalarımızın hesaplanan geri dönüşünün olabilmesi için diğer gerçekleştirmemiz gerekli temel kural ise mevcut sürümüzle ilgili yaptığımız her türlü uygulamanın kayıt altında tutulması ve bu verilere göre gruplama yapılmasıdır. Sürümüzdeki yüksek, orta ve düşük verimli gruplar belirlenmeli ve ayrı TMR uygulamaları yapılmalıdır. Çünkü her dönemdeki sığırın ihtiyaç duyduğu besin madde içeriği farklıdır. Kayıt tutulmadan maliyetleri azaltmak adına yapılan bazı yanlış uygulamalar gelecekte bize kat kat artan maliyet olarak geri dönebilmektedir.

Son günlerde düşen süt fiyatlarından dolayı maliyetleri azaltmak için yapılan uygulamaların başında TMR içeriğini değiştirmek gelmektedir. Ancak bu durum hem maliyetimizi çok fazla azaltmamakta hem de sürümüzün süt verimini düşürmektedir. Bunun yanında en büyük negatif etkisi sürümüzün geleceğiyle ilgilidir. Başta metabolik rahatsızlıklar olmak üzere döl verimi ve kızgınlık oluşumu olumsuz etkilenmektedir. Sürümüzün laktasyon pikinin düşmesine neden olduğumuz için sonraki laktasyonda da ulaşılabilecek maksimum pik noktasını aşağıya çekmekteyiz. Ayrıca sürünün ihtiyaçlarını hesaplamadan kaba ve kesif yem oranındaki yaptığımız değişiklikler TMR ın enerji-protein dengesini bozmaktadır.

Aşağıdaki tabloda sürünün ihtiyaçlarını sabit tutarak üç farklı durumda yaptığımız çalışmayı görmekteyiz. Bize getireceği çok düşük bir maliyet azalışı için yaptığımız değişimin getirdiği negatif etkileri bu üç farklı durumda inceleyelim.


 

Yukarıdaki tabloda ilk rasyonumuzun proteini 14,5 iken diğerlerinde 12 ye düşmektedir. Yani kesif yemin oranı düşürüldüğünde protein açığı ortaya çıkmakta ve bunun tamamlanması istendiğinde de NDF oranı yükselmektedir. Kaba yem arttırıldığında yükselen NDF oranına karşılık kuru madde ihtiyacı artmakta ancak inek yüksek NDF içeriğinden dolayı gerekli yem tüketimini gerçekleştirememektedir. Ve bunun sonucunda da üçüncü durumda teorikte hesaplanan 23 lt süt verimini alabilmek imkansızlaşmaktadır. Diğer taraftan NDF oranımızı gereken sınırlarda tutarak sürü için gerekli 26 lt süt verimine ulaşılamamaktadır. Tüm bunların dışında da TMR daki protein ve enerji dengesinin bozulmasından dolayı metabolik hastalıklar, döl veriminde düşmeler ve kızgınlık oluşumunda dengesizlikler görülmektedir.

Özellikle düveleri beslemede düşük maliyet için yaptığımız dengesiz TMR lar düvelerin daha geç üretime geçmesine neden olmakta, bu durumda bize kat kat artan maliyet olarak geri dönmektedir. Her zaman unutmamak gerekir ki buzağılar ve düveler bizim sürümüzün geleceğini etkileyen en önemli gruplardır.

Sonuç olarak tabloda da görüldüğü gibi kazanç elde etmek için yaptığımız kesif yem oranlarındaki azaltma aslında bize kazancımızda azalma olarak geri dönmektedir. Bunun dışında da burada çok az değinebildiğimiz birçok olumsuzluklara neden olmaktadır. Bu nedenle hangi amaçla olursa olsun TMR da yaptığımız değişiklikler hayvan beslemenin temel ilkelerine uygun olarak sürümüzle ilgili tutulan kayıtlarla bağlantılı bir şekilde yapılmalıdır.